Polyritmik Yaratıcılık

Bu sistem düşüncelerinizi uyarmak ve geliştirilmiş polyritmik yaklaşımları hayatın içine uyarlayabilmenize ilham vermek için düzenlenmiştir. Basit birkaç prensipten oluşur.
Sistemin ana prensiplerinden birisi ‘anlaşılmazlığı ve paradoksu kabullenebilme ve içselleştirebilme becerisidir. Duygularınızı keskinleştirdiğiniz, pratik yapmanın derinliklerini araştırdığınız ve sorgulamanın gücünü uyandırabildiğiniz sürece giderek artan belirsizlikler ve anlaşılmazlıklarla karşılaşacaksınız.

Karışıklığın sürekliliği yüksek yaratıcılığa sahip insanların en belirgin özelliklerinden birisidir.

Amaç ise paradoksla arkadaş olmak, bilinmeyenle bir arada yaşamak, belirsizliklerden denge ve yaratıcılık meydana getirebilmektir ve eğer ki paternler arasındaki ilişkileri, bağlantıları ve sistemleri değerlendirebiliyorsanız bunların günlük yaşamınıza zaman içinde nasıl entegre olduğunu da anlayabilirsiniz.

Sonuçta her şey birbiriyle ilişkilidir.

Bir diğer prensip ise duyguların ve deneyimlerin sonucu oluşturulan bakış açısının devamlı olarak rafine edilmesi ve yenilenebilmesidir. Duygular duyularımızla açıklığa kavuşur. Görme duyumuzdan sonra gelen en önemli duyumuz işitme duyusudur ki doğru duyabilmek müzikal çalışmaların temel taşıdır.

Deneyimlere bağlı ve sorgulayıcı çalışmalar gelişkin ve doğru duyabilmenin temelini oluşturur. Doğru duymayı geliştirerek yalnızca müziğin değil bütün evrenin ve varoluşun güzelliklerini ve ayrıntılarını kavrayabilirsiniz. Her ses veya her sessizlik duymaya ilişkin kavrama yeteneğine derinlik kazandırmak için bir fırsattır. Ama çoğunlukla şehir gürültüsü gibi rahatsız edici ve düzensiz sesler duyarlılığımızı azaltıcı nedenlerdir. Ancak bazen düzensiz gibi görünen ses gruplarının bile içinde gizli bir ritim ya da müzik saklı olabilir.

İşitme duyunuzu geliştirmek için müzikal çalışmalarınızın yanı sıra günde birkaç kez bir an için durup çevrenizdeki sesleri dinleyin. Önce en yüksek ve belirgin sesleri duyacaksınız. Bunlar saatin tik-takları, dışarıdaki trafik ve insanların gürültüsü veya bir trenin sesi olabilir. Bu seviyenin belirginleşmesini takiben bir alttaki katmanı ‘kendi nefesiniz, hafif bir rüzgar, yaprakların hışırtısı ya da bir arının vızıltısı’ fark etmeye başlarsınız. Yavaş yavaş dikkatinizi hep bir sonraki katmana doğru yoğunlaştırarak sonunda kalbinizin ritmik atışlarını duymaya başlarsınız. Her katmanı ayrı bir kanalda, bir bütünün apayrı parçaları gibi tek tek hissetmeye ve duymaya başlayacaksınız.

Aynı zamanda sesler arasındaki boşlukları da dinlemeyi öğrenin. Sevgilinizin konuşmasındaki ya da dinlediğiniz müzikteki duraklamaları, bir ağustos böceğinin şarkısındaki notaların arasındaki sessizliği dinleyin.

Ayrıca bir duyuyu diğer bir duyuyla tanımlamaya çalışmak rengi notaya ya da bir sese benzetmek, dokunduğunuz bir yumuşaklığı ya da sertliği müzikle anlatmaya çalışmak, herhangi bir kokunun resmini yapmak ya da ritmini keşfetmek sizin duygusal zekanızı ve yaratıcılığınızı geliştirecektir.

Yani bütün duyularınızla dinleyin. Duyuların birleşmesi büyük sanatçıların ve dahilerin önemli özelliklerinden biridir. Böylece ritmin ve notaların rengini kokusunu hangisinin soğuk ya da sıcak olduğunu ya da sert yumuşak veya keskin olduğunu zamanla önsezilerinizle anlayabilir ve onları olduğundan daha farklı hallerde canlandırabilirsiniz. Sonuçta hayatın ve doğanın yardımıyla müziği ve ritmi algılayışınıza yeni bakış açıları geliştirebilirsiniz.
İşi iyi tarafı ise bu prensiplerin önsezileriniz yardımıyla muhtemelen size tanıdık gelecek olmasıdır. Bence bunları yeniden keşfetmeye çalışmanıza gerek yok. Bunlar daha ziyade bir sağduyu gibi hatırlanmalı geliştirilmeli ve uygulanmalıdır.

line
footer
Linkler

Davul Atolyesi 2010 - Bilge Candan | Tüm Hakları Saklıdır